pardon sizi birine benzettim geçmiş yıllardan

saat 9. balkonumuzda peynirli zeytinli hatta yumurtalı bi kahvaltı. yanında kupada çay.elim yanmasın diye. saat 10. sokağa fırlamak. ve parkın en zorlu noktalarında arkadaşlarla bi yarış içine girmek. en yükseğe çıkan salıncak ya da kaydıraktan çok hızlı kaymak.
çocukluk.

saat 7. hava kararmaya yakın. baba işten gelir. çocuk eve döner. sofra kurulur. çekirdek aile olarak sofradayız. saat 9. ekrana bakan 3 yüz. bi talkshow programına kapılmışız gideriz yahut bi yarışmaya. (bazen aile dostları toplaşır eve. sanki üstünden çok yıl geçmiş gibi bebeklikten çocuğa geçişten çekilen videolar izlenir.) saat 11. evde kimse yoksa ya da varsa da farketmez, babam kamerayı çıkarır. en bezgin halimizle de olsa azimle bizi görüntüler. o günlerde bunu yaptığı 10 yıl sonra takdir edeceğimi hiç düşünmezdim. yine de severdim o halleri. sürekli kameraya 32 dişimi gösterdiğim görüntüler dolu.
mutluluk.
saat 12. çocuk yatmalıdır. uykusu yoksa bile. zaten yarım saat o yatakta dönülür en azından. yatmadan içilen sütü unutmamak gerek. fazla kaynatınca kaymak olurdu üstünden hiç sevmezdim. sora dilimin üstündeki o acıyla uyumak da zor oluyor zaten. zaman gece yarısı. çocuk rüyalarında hayran olduğu sanatçıları görür. ilerde bi sahnede şarkısı, dansçı ya da tiyatrocu olduğu görür. hayallerini avuçlarında tuttuğu günleri görür.
inanmak.

..ama çocukların ne kadar yalnız olduğu kimse anlamıyor. kimse görmüyor. onlar ufak parmaklarıyla çiziyor gökyüzüne hayallerini. kimse farkedemiyor.
yalnızlık.


Hiç yorum yok: