manidar

hayatım boyunca yaşadığım irili ufaklı deneyimlerden çıkardığım çok şey var elbette ki. mesela ergenlikte herşeyi kafama takmam, arkadaşlarımın sölediği herşeyi farklı yorumlayıp kendimi üzmek için bi bahane yaratmam, kolayca alınmam, kıskanmam vs vs.. sonra bi sevgilim oldu. yaş 16.5 idi. onun rahatlığı bana da bulaştı ve ben zamanla ufak şeyleri kafaya takmayan, sölenenleri olumsuz yorumlamayan, ya da sadece "aşık olduğundan" başka şeyleri umursamayan bi insana dönüşmüştüm. her neyse bu baya olumlu bi etki olmuştu üzerimde.ilişkinin 3 yılı aşkın sürmesi benim bu alışkanlığı iyice kazanmamı sağladı. ilişki bitti yaş 20 olmuş. zaman geçti ben en ufak şeyleri bile kafaya takan o eski halime doru yavaş yavaş gerilemeye başladım. demek ki artık zamanı gelmiş. yalnızlık bana göre diil. aslında yalnızlık kimseye göre diil. insan nasıl da eksik. bi uzvun yokmuş gibisin yalnızken. boşsun. telefonun çalmıyor. mutlu hikayeler yazamıyorsun. ve bi sürü şey daha...
aslında yazıya başlarken sölemek istediim şey bu diildi. bambaşka şeyler vardı kafamda nerelere geldim yahu. özleme meselesi takıldığım son zamanlarda. "seni çok özledim" lafı.
ya da "seni seviyorum" lafı. ne kadar anlamını yitiriyor. ben birinin bana defalarca beni çok özlediğini sölemesini istemiyorum. bunu göstermesini istiyorum. bence o laf 2den fazla sölenip sadece lafta kaldığı anda anlamı, değeri sıfırlanıyor. seni seviyorum da öyle. sevgililer mesela, zırt pırt sölerler bunu. bunu hem söleyip, hem anlamına anlam katan da vardır. ama klişeleşmişse artık bu laf, yazık.
ya da ben her sölenenden bişi çıkaran o ergenlik dönemlerime geri döndüğüm için mi böyle takılıyorum bu cümlelere? umarım hayır!

beni özleyin anacım baaay..

Hiç yorum yok: