fotoğraftaki cinler

kapakları yıllanmaktan yamulmuş kahve tonlarındaki dolapların içinden çıkan büyük ve yüzeyi yıpranmış kutularda siyah-beyaz fotoğraflar durur ya hani; büyükannene dedene ya da onların büyüklerine ait...
onların her bişeyi özeldir. şimdi vesikalık bir fotoğraf çektirmeye gittiğimizde kaçımız saçımıza topuz yaptırıp kelebekli bi tarak kullanıyoruz onu toplamak için ya da hangimiz yaka iğnesi takıyoruz geniş yakalı şaşaalı bluzlarımıza,
elbiselerimize... onlara ufak hikayeler yazmak istersin. tanıyorsan tahmin edebilirsin az biraz. ama tamamen yabancıysa eğer, o zaman hayal gücüne kalmıştır söylenecekler.
istiklal caddesinde çekilmiş bi fotoğrafı hayal edelim. 1960lardan kalma belki.. hani şu ara cafede sık sık görebileceğiniz türden. işte o fotoğrafta yürüyen o kadın napıyor şu an acaba? ölmüş müdür? çocukları o fotoğrafta annelerinin olduğunu farkına varmış mıdır mesela? ya da çocuğu var mıdır acaba? bu soruların böylece sürüp gidebilecek olması..işte hikayeyi farklı kollara ayırabiliyor..bilmiyoruz çünkü adını sanını, yaşını, mesleğini, hatta belki o şehire ilk defa gelmişti, o sokakta ilk defa yürüyordu. hatta belki bir fransızdı ya da italyan belki.
anı ölümsüzleştirmektir ya, fotoğraf böylesi merak uyandırası bir şey.
peki o duruşları 60lar ve 70ler fotoğraflarındaki insanların. farklı. çok farklı diye düşünüyorum.
büyüleyici...
şimdi bi sahafta kolayca bulabileceğiniz siyah-beyaz bi fotoğrafı alın elinize. kalabalık bi yerde çekilmiş olsun ya da bi stüdyoda ne farkeder..büyülecektir sizi, hayal gücünüzü öyle bi çalıştıracaktır ki...siz bile kendinize inanamayacaksınızdır.


"fotoğraflar yitirilmiş anları belgeler. yitirilmiş anlar, zaman ile ölüm arasında en kısa yoldur. elbette adını böyle koyamayız o yaşlarda ama, bunu bir duygu olarak, bir önsezi olarak derinlemesine yaşarız." (paranın cinleri,27)

esinlenme: murathan mungan
fotoğraf: ara güler (olmalı)

Hiç yorum yok: